Taklit Müslümanlığı

“…çünkü onlar tıpkı babalarının taptığı gibi tapıyorlar…” Hud 109 Kur’an müslümanı olduğunu söyleyen birine hemen “sünnetsiz” diye bir yakıştırma yapılır. Oysa peygamberimizin örnek olduğu Kur’an’ın ayetidir ve hiçbir Kur’an müslümanı bir ayetin hükmünü görmezden gelmez. “Şüphesiz, sizden Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok ananlar için, Allah’ın Peygamberinde güzel bir örnek vardır.” Ahzab […]

“…çünkü onlar tıpkı babalarının taptığı gibi tapıyorlar…” Hud 109

Kur’an müslümanı olduğunu söyleyen birine hemen “sünnetsiz” diye bir yakıştırma yapılır. Oysa peygamberimizin örnek olduğu Kur’an’ın ayetidir ve hiçbir Kur’an müslümanı bir ayetin hükmünü görmezden gelmez.

“Şüphesiz, sizden Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı uman ve Allah’ı çok ananlar için, Allah’ın Peygamberinde güzel bir örnek vardır.” Ahzab 21

Peygamberi örnek almak için de ondan gelen rivayetlere bakmak gerekir. Gerçi Kur’an’da ondan bahsedilir ancak müslüman hiçbir şeyi toptan silip atıcı değil, aklını kullanarak ayıklayıcıdır. Dolayısıyla rivayetlere bakarız. Müslüman, tüm sözleri dinleyen ama en güzeline (Kur’an’a) uyandır. En güzel sözü (Kur’an’ı) anlamak ve hak kitap olduğunu ispat için, orada yazanların ispatı için ateistlerin, yahudilerin, hristiyanların kitaplarına dahi bakılabilir.

“Her sözü dinleyen ve (ama) sözlerin en güzeline uyanlar Allah’ın hidayetine mazhar olanlardır.” Zümer 18

“Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitab’ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri ve hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitap, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz.” Zümer 23″Allah sözün en güzelini, birbiriyle uyumlu ve bıkılmadan tekrar tekrar okunan bir kitap olarak indirdi. Rablerinden korkanların, bu Kitab’ın etkisinden tüyleri ürperir, derken hem bedenleri ve hem de gönülleri Allah’ın zikrine ısınıp yumuşar. İşte bu Kitap, Allah’ın, dilediğini kendisiyle doğru yola ilettiği hidayet rehberidir. Allah kimi de saptırırsa artık ona yol gösteren olmaz.” Zümer 23

Ama rivayetler peygamberimizin söylediğine ilavelerle doludur. Mesela, başta kalmak isteyen baskıcı halifeler “hilafet Kureyştendir” hadisini uydurduğu gibi, kadınları baskı altına almak isteyen erkek egemen Arap toplumu peygamber ölünce “kadınlara okuma yazma öğretmeyin” diye hadis uydurmuştur.

Kur’an okuyan herkes görecektir ki, aklını kullanmak, delil aramak dinin esas konusudur. Bir şeyi, ne kadar önemli kurum ya da ne kadar çok kişi iddia ederse etsin; müslüman Hz.İbrahim gibi davranmalıdır. Hiçbir delil olmayan yerde aklını kullanmalıdır.

“Halbuki onların bu hususta hiç bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Zan ise hiç şüphesiz hakikat bakımından bir şey ifade etmez.” Necm 28

“Onların çoğu zandan başka bir şeye uymaz. Şüphesiz zan, haktan (ilimden) hiçbir şeyin yerini tutmaz. Allah onların yapmakta olduklarını pek iyi bilendir.” Yunus 36

Peygamberi örnek almak söylenir, ama taklit etmek değil. Bu, çok önemli bir noktadır ve maalesef esas anlaşılmayan nokta budur.

Hoca, televizyona çıkıp iddia etmektedir ki; müslüman tuvalete girerken okunacak duaya kadar Allah’ın emrine bağlıdır. Dinde her şey bellidir. Oysa bu Allah’ın sürekli “akledin” dediği dine iftiradır. Din çok daha özgürdür.

“”Allah sizden yükünüzü hafifletmek ister, çünkü insan zayıf yaratılmıştır…” Nisa 28

“…Uydurdukları ruhbanlığa gelince, onu biz yazmadık…” Hadid 27

“…O sizi seçti, din hususunda üzerinize hiçbir zorluk yüklemedi…” Hac 78

Dinde ne kadar tesbih çekileceği ile ilgili sayı gibi net ve kesin emirler yoktur. Namazda hangi surelerin okunacağı falan dinin konusu değildir, müslüman özgürdür. Din, belirli bir düşünce yapısı yerleştirir ve ona göre yaşadığını kanıtlamanı ister. Robot değil insan olmanı ister.

“…(namazda) Kur’an’dan kolayınıza geleni okuyun….” Müzzemmil 20

“…Gece ve gündüzü ölçüp biçen ancak Allah’tır. O sizin bunu sayamayacağınızı bildiği için sizi bağışladı…” Müzzemmil 20

“…onlar ki, başkalarını Allahın yolundan çevirirler ve onu eğri, dolambaçlı göstermeye çalışırlar…” Araf 45

Peygamberimiz de elbette aynen bunlara uymaktadır. Peygamberin din bilgisinin Kur’an’ın inmesiyle başladığını bize Kur’an söyler. Ve inen herşeyi bize aktarmıştır.

“Ve böylece kendi emrimizden sana (kalblere canlılık veren) bir ruh (kitap) vahyettik. Oysa sen daha önce kitap nedir, imân nedir bilmezdin. Ama biz onu kullarımızdan dilediğimizi doğru yola iletmek için bir nûr kıldık ve sen gerçekten dosdoğru yolu gösterirsin !” Şura 52

“De ki: Eğer (haktan) saparsam, kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer doğru yolu bulursam, bu da Rabbimin bana vahyettiği (Kur’an) sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakındır.” Sebe 50

“De ki: ‘Ben peygamberlerin ilki değilim, kendime de size de ne yapılacağını bilmiyorum; ben sadece bana vahyedileni izlerim ve ben sadece vahyi olduğu gibi beyan eden bir uyarıcıyım.” Ahkaf 9

Peygamberler kendine değil Allah’a çağırır.

“Ey Muhammed! De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık hep O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Vay O’na ortak koşanların haline!” 41:6

Allah dini konularda Kur’an’ı tek referans olarak gösterir.

“Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek Allah’a mahsustur…” Şura 10

“Allah’ın sana gösterdiği şekilde insanlar arasında hükmedesin diye sana Kitab’ı hak ile indirdik; hainlerden taraf olma!“ Nisa 105

Kur’an’da ayet belli olduğu halde ayrılığa düşersek bize samimiyet ve akıl gereklidir. Bu takdirde doğru ve yanlış ortadan kalkar. Allah farklı tarafta da olsa samimi olanın samimiyetini kabul eder.

“…Yanılarak yaptıklarınızda size günah yoktur; ama kalplerinizin bile bile yöneldiğinde günah vardır. Allah bağışlayandır; merhamet edendir.” Ahzab 5

Peygamber de yanlışlar yapmıştır, ama insandan beklenen zaten hatasız olması değil hatasından dönmesidir. Adem ile Şeytanı ayıran bir tövbe idi.

“Allah seni affetsin. Doğru söyleyenler sana iyice belli olup yalancıları bilinceye kadar, onlara niçin izin verdin?” Tevbe 43

“…(ey Peygamber) Allah’ın sana helâl kıldığı şeyi niçin kendine haram ediyorsun?…” Tahrim 1

Peygamberimiz Kur’an’da cevabını bulamadığı konularda hüküm vermemiştir, o konular ya müslümanlara samimiyetle hareket etmelerini söylemiştir ya da Allah o konunun cevabını göndermiştir.

“Allah, kocası hakkında seninle tartışan ve Allah’a şikâyette bulunan kadının sözünü işitti. Allah, ikinizin konuşmasını işitmektedir. Çünkü Allah her şeyi işitendir; her şeyi görendir.” Mücadele 1

“Sana alkol ve kumar hakkında soruyorlar. De ki: “Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için birtakım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından büyüktür…” Bakara 219

“İnsanlar sana kıyametin zamanını soruyorlar. De ki: “Onun bilgisi Allah katındadır. Nereden bileceksin, belki de zamanı çok yakındır.” Ahzab 63

Kur’an’da defalarca “bilmeyiverin” manasına çıkan yollar görürüz. Dinde her şeyi bilmek zorunda değiliz. Dinin bir ağırlığı vardır, küçük detaylarlar uğraşılmaz.

“Sana rûh hakkında soru sorarlar. De ki: “Rûh, Rabbimin emrindendir. Size ancak az bir bilgi verilmiştir.” İsra 85

“Karanlığa taş atar gibi, kimi “Onlar üç kişidir, dördüncüleri köpekleridir” der. Kimi de “Beş kişidir, altıncıları da köpekleridir” der. Kimi “Yedi kişidir, sekizincileri köpekleridir” der. De ki: “Onların sayısını en iyi Rabbim bilir. Onlar hakkında bilgisi olan çok azdır. Onlar hakkında bu yüzeysel anlatılanların dışında kimseyle tartışma ve onlar hakkında başkalarından bilgi isteme!”” Kehf 22

Kur’an’da Hz.Musa kavminin yanlışı örnek gösterilir. Onlara buzağı kesin denildiğinde defalarca rengini, yaşını, cinsini sormuşlardır. Oysa baştan buzağı kesin dendiğnde kesmeleri gerekmektedir. Bu kıssanın anılatıldığı bölüm şu ayetle sonlanır;

“Ey iman edenler! Açıklandığı zaman hoşunuza gitmeyecek şeyleri sormayınız. Eğer Kur’ân indirilirken onları sorarsanız, size açıklanır. Açıklamadığına göre Allah onları affetmiştir. Zira Allah çok bağışlayıcıdır; yumuşak davranandır.” Maide 101

Peygamberimizin örnekliğinde de Kur’an’ı hayata uygulayışıdır. Babalarımızdan öğrendiğimiz namaz, onlara da babalarından geçmiştir ve bu zincir peygamberimize kadar uzanır. Peygamberimizin ömür boyu yaşayarak uyguladıkları zaten bize kadar ulaşmıştır. Farklılıklar varsa da bu önemli değildir.

“…Öyleyse onlar, bu ibadet tarzı meselesinde, seninle tartışmasınlar. Sen yalnızca onları, Rabbinin yoluna çağır. Çünkü sen, gerçekten dosdoğru bir yol üzerindesin” Hacc 67

Allah’a göre din Kur’an’la birlikte apaçık ortaya çıkmış, üzerine tartışılabilecek bir konu kalmamıştır. Tartışma yüzünden bölünenlerin sonu ise felaket olacaktır.

“Allah nezdinde hak din İslâm’dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Allah’ın âyetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah’ın hesabı çok çabuktur.“ Ali İmran 19

“Ama önceki vahiylerin mensupları durdular durdular da, kendilerine hakikatein apaçık belgeleri geldikten sonra ayrılığa düştüler. Oysa kendilerine yalnızca Allah’a ibadet etmeleri, bütün içtenlikleriyle yalnız O’na iman ederek bâtıl olan her şeyden uzak durmaları; namazlarında dikkatli ve devamlı olmaları; ve karşılıksız harcamada bulunmaları emrolunmuştu: çünkü bu, doğruluğu kesin ve açık olan bir ahlakî değerler sistemidir.” Beyyine 2-5

“Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.“ Ali İmran 105

Ama rivayetlerde büyük sakıncalar vardır. Allah’ın hakkında delil indirmediği alanlara insanların boşboğazlığı saldırmıştır. Hiçbir delil olmayan konularda bir rivayet varsa artık o emir kabul edilmiştir.

“…Allah’ın kendileri hakkında hiç bir delil indirmediği ve sizin ile babalarınızın uydurduğu birtakım isimler adına mı benimle mücadele ediyorsunuz?…” Araf 71

Oysa müslüman burada da aklını kullanmalıdır. Ama hoca ve onun takipçileri ve hatta müslümanların çoğunluğu, aklını kullanıp örnek almak yerine, rivayet bekleyip taklit etmeyi tercih ederler. Ve böyle olunca, peygamber döneminde olmayıp da şimdi olan pek çok konuda hiçbir akıl yürütemezler. Sonuçta, hoca ne diyorsa onu doğru kabul ederler, dolayısıyla Allah’tan başka din koyucu türettikleri için sapmaya başlarlar. Kendi doğruları kalmadığı ve artık din olarak Allah’ın kitabına bakmak unutulduğu için apaçık bir şirk yaşanmakta olur.

“Ah nolaydım! Keşke Resul ile birlikte bir yol tutmuş olaydım! Vah n’olaydım! Keşke falanca kimseyi kendime yol gösterici bir dost tutmayaydım.” Furkan 27-28

“Onlar hiç Kur’an üzerine düşünmezler mi? Yoksa kilit burulmuş kalplere mi sahipler?” Muhammed 24

“Ve cehennemde olanlar derler ki: “Yarabbi, muhakkak ki biz, sâdatlarımıza (dînde ileri gidenlerimize) ve küberamıza (büyüklerimize) itaat ettik. Ve böylece Senin yolundan (Sıratı Mustakîmi’nden) saptık.” Ahzab 67

“Elleriyle (bir) Kitap yazıp sonra onu az bir bedel karşılığında satmak için ‘Bu Allah katındandır’ diyenlere yazıklar olsun! Elleriyle yazdıklarından ötürü vay haline onların! Ve kazandıklarından ötürü vay haline onların!“ Bakara 79

Ve daha vahimi, her rivayeti doğru kabul eden mantık iyice saçmalar. İslam’ı Hristiyanlık ve Yahudilikten ayırt edilemez şekilde kirletir. Hristiyanlar, eldeki tüm verileri toplayıp hangisinin doğru olduğuna karar verip diğerlerini kötülemişlerdi. Yahudiler, dinle ilgili her metin kırıntısını dahi birbiriyle çelişse de kutsal kabul etmişlerdi. Bizimkiler de kendi kaynağından gelen her rivayete sıkıca sarılırlar.

“Bilerek hakkı bâtıl ile karıştırmayın, hakkı gizlemeyin.“ Bakara 42

“İşte bunlar, Allah’ın ayetleridir; sana bunları hak olmak üzere okuyoruz. Öyleyse onlar, Allah’tan ve O’nun ayetlerinden sonra hangi söze iman edecekler?” Casiye 6

“…(kendilerine kitap) verilip de sonrumluluğunun gereğini yerine getirmeyenlerin durumu, kitaplar yüklenmiş eşeğin durumu gibidir…” Cuma 5

“…Hiç kimse, herşeyi bilen (Allah) kadar size (gerçeği) gösteremez.” Fatır 14

Bunun sonucunda maalesef televizyonda peygamberimizin kanı ve söylemekten utanacağım pek çok şey hakkında vaaz verebilmektedir. Be hocam, yapma hocam! Bir şeyi olsun “bu tam konumuz değil” de hocam. Dinin esas konusu bu değil de hocam! Batı ve Doğu birleşti, müslümanların birbirini katline destek oluyorlar, biz burada peygamberi taklit için her rivayet kırıntısına sarılıyoruz de hocam! Taklit etmeyelim, örnek alalım, günümüz konularını o düşünce biçimiyle çözelim de hocam!

“Kahrolsun keyfi yargılarını kesin gerçek gibi pazarlayanlar ki, onlar gömüldükleri bataklıkta debelenen gafillerdir. “Hesap Günü ne zamanmış bakayım?” diye sölenenlerdi.” Zariyat 10-12

“Ey iman edenler! Kendilerine kitap verilenlerden bir guruba uyarsanız imanınızdan sonra sizi yeniden inkârcılığa sevkederler.“ Ali İmran 100

“Ey ehl-i kitap! Neden doğruyu eğriye karıştırıyor ve bile bile gerçeği gizliyorsunuz?“ Ali İmran 71

“Bu haddini bilmezler birbirlerine sadece aldanış vaat ediyorlar.” Fatır 40

Ama demezler. Onlar artık “tuvalet taşı Allah’a dedi ki” diye başlayan hikayeler anlatıyorlar ve dini bu sanıyorlar. Peşinden de takipçileri. Yazık, çok yazık… Şimdi bu programları izleyen insanlara gel de Sırat Köprüsü, Azrail, Türbe, Kabir Azabı, Miraç, Mevlid, Allah dostu, Kandil gecesi, Günahların affediliği gece, Şifa ayeti, Şehitlik kavramları ve daha pek çok konunun hangisinin peygamberin ve Kur’an’ın anlattığından uzaklaştığını, başka dinlerden ilaveler yapıldığını ya da aynen alındığını, hangilerinin din değil gelenek olduğunu, hangilerinin uydurma olduğunu, hangilerinde dinle çelişen anlayışlar olduğunu anlat…

“De ki: “İşte bu benim yolumdur; basîret üzere (taklitle değil idrak ettirmeye çalışarak) Allâh’a davet ederim. . . Ben ve bana tâbi olanlar (basîretle yaşayanlardır). Subhan Allâh! Ben herhangi bir şeyi Allâh’a ortak koşanlardan değilim!” Yusuf 108

______________________________________________

Not: Peygamberlerin çağın gereği olarak yaşadıkları sünnet değildir. Din; hurma, sakal, deve ile alakalı değildir. Sünnet; Kur’an’ın hayata uygulanmasıdır. Bunu da en güzel peygamberimiz yapmıştır.