Şefaat Müslümanlığı

“De ki; ‘kendinizi hiç düşündünüz mü? Allah’ın azabı size gelse, Allah’tan başkasına mı yalvarırsınız? Eğer sözünde doğru kimselerseniz cevap verin.” En’am 40 Allah’ın dosdoğru yolunun (Sıratı Mustakim) en önünde peygamberler gitmektedir. İnsan duruyorsa, kestirme arıyorsa, ilerlemek yerine sembolleştirmeler yapıyorsa doğru yolun sonuna varamaz. Kur’an’a göre bu yolda olanın başına peygamberlerin başına gelenler gelir. Din bu […]

“De ki; ‘kendinizi hiç düşündünüz mü? Allah’ın azabı size gelse, Allah’tan başkasına mı yalvarırsınız? Eğer sözünde doğru kimselerseniz cevap verin.” En’am 40

Allah’ın dosdoğru yolunun (Sıratı Mustakim) en önünde peygamberler gitmektedir. İnsan duruyorsa, kestirme arıyorsa, ilerlemek yerine sembolleştirmeler yapıyorsa doğru yolun sonuna varamaz. Kur’an’a göre bu yolda olanın başına peygamberlerin başına gelenler gelir. Din bu yolda başlar. Diğer tüm dinler başlangıçta bu yoldular. Sonradan bölündüler, saptılar. Gittikçe ana yola uzaklaştılar.

“Bizi dosdoğru yola ilet.” Fatiha 6

“De ki: “Bu, benim yolumdur. Bir basiret üzere Allah’a davet ederim; ben ve bana uyanlar da. Ve Allah’ı tenzih ederim, ben müşriklerden değilim.” Yusuf 108 “Doğru yolu bulanlara gelince, Allah onların hidayetlerini artırır ve sakınmalarını sağlar.” Muhammed 17

“…yolculuğunuzun varışı O’nadır.” Teğabun 3

Mekkeli müşrikler Allah’a inanıyordu.

“Onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan, elbette “Allah” derler. Buna rağmen nasıl saptırılıyorlar?” Zuhruf 87 “Onlara, “Gökleri ve yeri kimin yarattığını, güneşe ve aya kimin boyun eğdirdiğini” sorsan, kesinlikle “Allah” diyecekler. Nasıl döndürülüyorlar?” Ankebut 61 “Andolsun, onlara, “Gökleri ve yeri yaratan kimdir?” diye sorsan; “Allah”tır derler. De ki: “Övgü, Allah’a aittir. Ama onların çoğu bilmiyorlar.”” Lokman 25

Onların putları, Allah dostu olduğunu veya Allah tarafından görevlendirildiğini düşündükleri kişilerin türbeleri, heykelleri, sembolleriydi. Onlara hürmet etmenin kendilerini Allah gözünde yükselteceğini düşünüyorlardı.

“Dikkat et, hâlis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: “Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz”, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez.” Zümer 3

Birisi “falancaya dua edersen dünya işlerin düzelir”, “filancaya hürmet etmeden cennete girilmez” gibi iddialarda bulunduğunda bir süre sonra din olarak yerleşmiş oluyordu. Bu sebeple putlar sürekli artıyor, din adı altında bazı kişilerin bilip sizin bilmediğini detaylar oluyordu. Allah, kulu Muhammed’e ulaştı. Onun aracılığıyla insanlığa ulaştı. Kendi adına konuşanlara karşı Allah’ın ne dediklerini insanlara söyledi. Aracıların tümünü aradan kaldırdı ve dini yeniden Allah has kıldı.

Kur’an’a göre Allah’tan başka yardım istenecek yoktur. “Ambulans çağırmayacak mıyız” seviyesinde konuşanlara aldırmayın. Dünyada yardım istemek ayrıdır; birinin sizin cennete gitmenizi sağlayacağını düşünmek, günahların affını dilemek, insanların çözemeyeceği konuda ilahi yardım dilemek elbette ki ayrıdır. Bu kadar ayet dururken “ama dünyada başkalarından yardım istiyoruz” diyerek bunları görmezden gelemeyiz. Daha ilk sureden Allah bize bunu bildirir;

“Biz yalnızca sana ibadet eder ve yalnızca senden yardım dileriz.” Fatiha 5 “…yardımı Allah’tan isteyin…” Bakara 154 “…öyleyse içten bir inançla yalnız O’na bağlanarak O’na yalvarın…” Ğafir 65

Allah’a inanmak, başkasından yardım isteme izni çıkarmaz. Allah’ın izni olmadan hiçbir şeyin, hiçbir kimsenin birine yardım etme şansı yoktur.

“İşte, insanın başına bir bela geldi mi Rabbine yönelerek O’na yalvarır; fakat O’nun rahmetiyle bir nimete kavuşunca da önceden yalvarıp yakardığını unutarak başka güçleri Allah’a rakip çıkarır; ve böylece O’nun yolundan saptırır. [Bu şekilde günah işleyenlere] de ki: “Bu inkarınızla kısa bir müddet keyif sürün bakalım; [ama sonunda] ateşi hak edenlerden olacaksınız!” Zümer 8 “O halde sakın Allah ile beraber başka bir tanrıya kulluk edip yalvarma, sonra azap edilenlerden olursun.” Şuara 213 “De ki, ‘Ben yalnız Rabbime yalvarırım ve O’ndan başka hiç kimseye ilahlık yakıştırmam.” Cin 20

Din gününün sahibinin Allah olduğu, Kur’an’ın ana konularından biridir. Yine daha ilk surede söylenir;

“Din gününün malikidir.” Fatiha 4 “Din gününün ne olduğunu sen ne bileceksin? Evet, din gününün ne olduğunu sen ne bileceksin? Hiçbir insanın başkasına herhangi bir fayda vermeye gücünün yetmeyeceği bir gündür. O gün, hüküm yalnızca Allah’ındır” İftihar 19 “İbrâhim şöyle demişti: “Eski atalarınızın ve sizin nelere taptıklarınızı görüyor musunuz? Doğrusu onlar benim düşmanımdır. Dostum, ancak âlemlerin Rabbidir. Beni yaratan da, doğru yola eriştiren de O’dur. Beni yediren de, içiren de O’dur. Hasta olduğumda bana O şifa verir. Beni öldürecek, sonra da diriltecek O’dur. Din gününde, günahlarımı bağışlamasını umduğum O’dur. Rabbim! Bana ilim ve egemenlik ver ve beni iyiler arasına kat!” Şura 75-82

Allah adeta diyor ki, Peygamberlerin dahi sorgulanacağı ve her insanın tek tek sorguya alınacağı günde ancak bir başka yaratıcı insanlara yardım edebilirdi.

“De ki; ‘Allah’a ortak koştuğunuz varlıklar ve güçleri (ve) Allah’tan başka yalvarıp yakardıklarınızı hiç düşündünüz mü? Bana onların yeryüzünde ne yarattıklarını gösterin, yoksa onların göklerin yönetiminde bir katkıları var mı sanıyorsunuz? Onlara bir kanıt olarak kullanabilecekleri bir ilahi vahiy mi gönderdik? Hayır! Zalimlerin birbirleri hakkında besledikleri ümitler hayalden öteye geçmez.” Fatır 40 “…Allah’ı bırakıp da yalvardığınız şeyler hakkında gerçek manada hiç düşündünüz mü? Gösterin bana, bu yalvardıklarınız yeryüzünün hangi parçasını yaratmışlar? Yoksa gökleri mi yaratmışlar? Eğer hala haklı olduğunuzu iddia ediyorsanız (bu aracılara tabi olmak gerektiğini söyleyen) bana herhangi bir ilahi kelam ya da ufacık olsun bir bilgi kırıntısı getirin.” Ahkaf 4 “…Allah’ı bırakıp da yalvardıklarınız bunun için bir araya gelseler bile bir sineği dahi yaratamazlar. Sinek onlardan bir şey kapsa, bunu ondan geri de alamazlar. İsteyen de aciz, kendisinden istenen de.” Hac 73

Evet, Allah’ın sevgili kulları olan peygamberler de sorgulanacak.

“Elbette kendilerine peygamber gönderilenleri de, gönderilen peygamberleri de sorguya çekeceğiz.” Araf 6 “De ki: “Ben peygamberler arasında türedi biri değilim. Bana ve size ne yapılacağını da bilmem. Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum ve ben apaçık bir uyarıcıyım.” Ahkaf 9 “Göklerde ve Yerde hiç bir kimse yoktur ki o rahmana kul olarak gelecek olmasın” Meryem 93

Hristiyanlar da başta müslüman idiler. Onlar da aynen böyle düşündü ve kul ve resul İsa’yı tanrılaştırdı. Hristiyanlara göre; Tanrı kızgın baba, İsa şefkatli oğuldur. İsa’nın amacı tanrının elinden cehennemden insan kurtarmaktır. Yeryüzünde insanların acılarını yaşar, çile çeker. Ama böylelikle kimin cehenneme kimin cennete girebileceğine karar verir. İslam, bu inanca şiddetle karşıdır. Allah’tan başka kimsenin hükmü yokur.

“(Ey Muhammed!) Hakkında azap hükmü gerçekleşmiş kimseyi ve ateşte olanı sen mi kurtaracaksın!” Zümer 19 “O, hiçbir insanın bir başka insana asla fayda sağlamayacağı bir gündür, zira o gün talimat vermek tamemen Allah’a mahsustur.” İnfitar 19 “Allah’ın insanlar için açacağı rahmet kapısını kimse kapatamaz, o kapattıktan sonra da kimse açamaz. Zira O her işinde mükemmeldir, her hükmünde tam isabet kaydedendir.” Fatır 2

Bu inanç aynen müslümanlar tarafından alınmıştır. Hatta Allah’ın helak etmek istediği kasabayı peygamberimizin kurtardığı ile ilgili rivayetler bile vardır. Oysa Kur’an’a göre şefkatin gerçek kaynağı zaten Allah’tır. Hatta Allah peygamberimize onlara zaman tanımasını, sabretmesini söyler. Müslümanlar, peygamberimizin hoşgörüsü sayesinde Allah’ın gazabından kurtulacağı fikrine çok yatkındırlar. Şeytanın beslediği korku; gazaplandırıcı yönü ağır bastığını zannettikleri Allah’ın elinden kurtulmak için şefkatli bildikleri peygambere muhtaç olduklarını düşündürmüştür. Allah’ın rahmeti daha Kur’an’ın ikinci ayetidir. Allah kitabına koymak için onca isminden şu iki tanesini seçmiştir;

“O, esirgeyen ve bağışlayan (mermametli ve affedici)dir.” Fatiha 2 “…Çünkü Allah çok bağışlayan, pek esirgeyendir.” Nahl 115 “…benim kullarıma zulmetme ihtimalim yoktur.” Kaf 29

Kıyamet günü herkes susacak ve sadece Allah konuşacaktır.

“Allah’tır gökleri ve yeri ve ikisinin arasında bulunan her şeyi altı devrede yaratan ve sonra Kudret ve Hakimiyet Tahtı’na oturan; [Hesap Günü] ne sizi O’ndan koruyacak, ne de size şefaat edecek birini bulamazsınız: hâlâ düşünüp ders almaz mısınız? “ Secde 4 “Ki o Gün Allah’tan gizli saklı hiçbir şeyleri olmadan [öldükleri yerden] meydana çıkacaklardır. O Gün hükümranlık kimin olacak? Elbette bütün varlıklar üzerinde mutlak otorite Sahibi olan Tek Allah’ın [olacak]! Mümin 16 “Bazılarının Allah’tan başka sığınıp yalvardıkları bu [varlık]lar, [hayatlarında] hakikate şahitlik yapmış ve [Allah’ın tek ve benzersiz olduğunun] farkına varmış olanlar dışında [Hesap Günü] hiç kimseye şefaat etme gücüne sahip değiller.” Zuhruf 86

İslam’da zaten peygambere ibadet etme gibi bir şey söz konusu bile değildir. Bu da Kur’an’ın daha ilk suresinde geçer.

“Biz yalnızca sana ibadet eder ve yalnızca senden yardım dileriz.” Fatiha 5 “…Alllah’tan başkasına ibadet etmemeniz için…” Hud 2

Müslümanlar peygambere ibadet etmediklerini söyleseler de şefaat için yaptığı şeyler olduğunu söylerler. Mesela farz namazları Allah için kıldıklarını, sünnet namazları şefaat umdukları için terketmediklerini söylerler. Oysa tüm namazlar Allah için kılınır. Peygamber için namaz kılmak, ya da “sünnet” davranışları peygamber için yapmak, peygambere ibadet etmek olur. Şirktir.

 “…öyleyse içten bir inançla yalnız O’na bağlanarak O’na yalvarın…” Ğafir 65 “Ey Muhammed! De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık hep O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Vay O’na ortak koşanların haline!” 41:6 “Hiçbir insanın, Allah’ın kendisine Kitap, hikmet ve peygamberlik vermesinden sonra (kalkıp) insanlara: ‘Allah’ı bırakıp bana kul olun!’ demesi mümkün değildir. Bilakis (şöyle demesi gerekir); ‘Okutmakta ve öğretmekte olduğunuz Kitap uyarınca Rabbe hâlis kullar olunuz.’“ Ali İmran 79

Peygamberler kulları Allah’tan daha iyi bilecek değildir. Hz.Nuh’a oğluna bile şefaat hakkı tanınmamıştır ve peygamberini ciddi şekilde uyarmıştır.

“Allah, “Ey Nûh! O senin ailenden değildir. Çünkü o, doğru olmayan bir iş yapmıştır. Öyleyse, hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Doğrusu, câhillerden olman konusunda seni uyarıyorum” dedi.” Hud 46 “Allah, peygamberleri bir araya getirip de, “(Öldükten sonra) Size ne cevap verildi?” dediği gün, “Bizim (ölümümüzden sonra dünyada olanlarla ilgili) hiçbir bilgimiz yok; gizlilikleri hakkı ile bilen ancak sensin” diyeceklerdir.” Maide 109 “De ki: ‘Herkes kendi fıtratına göre davranır. Kimin doğru yolda olduğunu Rabbin daha iyi bilir.’” İsra 84

Şefaat yalnız Allah’ındır.

 “De ki: ‘şefaat tamamıyla ve sadece Allah’a aittir. Gökler ve yerin mutlak otoritesi (de) O’na aittir, sonunda sadece O’na döndürüleceksiniz.” Zümer 44 “İşte onlara hiçbir şefaatçinin şefaati fayda vermeyecek.” Müddesi 48 “(Ve Allah şöyle diyecektir): “İşte şimdi Bize yapayalnız geldiniz, tıpkı sizi ilk yarattığımız gibi; ve (hayatta iken) size bahşettiğimiz her şeyi arkanızda bıraktınız. Kendinizle ilgili olarak Allaha ortak koştuğunuz o şefaatçilerinizi yanınızda görmüyoruz! Gerçek şu ki, sizin (dünyadaki hayatınız ile) aranızdaki bütün bağlar artık kesilmiştir ve bütün eski dostlarınız sizi terk etmiştir!”” En’am 94

Müslümanlar kestirme yol aramakta, haşa Allah’ın iradesinin etrafından dolaşarak cennete girmeye çalışmaktadır. Tüm peygamberler birleşse Allah’ın iradesini değiştiremez. Kur’an’da Allah’ın iradesi tek şarttır. O şart gerçekleşmeden hiçbir şey olmaz. O gerçekleştikten sonra ise zaten diğer tüm kapılar açılır. Ama tek şart; Allah rızası, Allah’ın şefaatidir. Allah’ın iradesini etkileyecek bir şefaat inancı İslam’da yoktur. Şefaat kapıları; Allah rızasını kazandıktan sonra açılır.

“[Bu Günde, hayattayken] O sınırsız rahmet Sahibi’yle bir bağ, bir bağlantı içine girmiş olmadıkça kimse şefaatten pay alamayacaktır. “ Meryem 87 “Çünkü, göklerde ne kadar çok melek olsa da, onların şefaati [hiç kimseye] en ufak bir fayda sağlamayacaktır; meğer ki Allah dilediği ve razı olduğu kimse için [şefaat] izni vermiş olsun.” Necm 26 “Allah katında, kendisinin izin verdikleri dışında hiç kimsenin şefaati fayda vermez: kalplerinden [Son Saat’in] korkusu atılınca onlar, [o yeniden dirilenler, birbirlerine dönüp] soracaklar: “Rabbiniz [sizin için] neye karar verdi?” Ötekiler, “Doğru ve hak edilmiş olana; O, yücedir ve büyüktür!” diye cevap verecekler.” Sebe 23

Görüldüğü gibi günümüz şefaat anlayışı Kur’an’ın verdiği anlamın çok dışındadır. Kur’an’ı parça parça algılayan müslümanlar “izin verdikleri” ayetini kendi gündemlerine göre yorumlamakta ve diğer ayetleri görmezden gelip mevcut anlamın tam tersine inanmakta sakınca görmemişlerdir. Apaçık şekilde “Allah’ın izni olmadan” denmesine rağmen, Kur’an’ın bütünlüğünde bunun ne kadar önemli bir faktör olduğunu görmek gerekir. Önce “şefaat” sonra “Allah’ın şefaat izni” değildir konu.  Önce izin, sonra şefaattir. Kur’an’a göre önce tüm insanlığın tek tek sorgulanması yapılacaktır. Allah’ın rızasını kazanmış olanlar için verilen müjdeler; henüz sorgulamayı geçmeden müslümanların pek kolay gündemine girmiştir. Allah tövme etmemizi beklemektedir. Allah affetmek istedikten sonra peygamberin duası ve dahil her şey sadece Allah’ın olanaklı kıldığı güzel nedenlerden biri olur. Zaten Allah değil midir peygamberini bizlere gönderen.

“Zira biz her peygamberi, ancak Allah’ın izniyle kendisine tâbi olunsun diye göndermişizdir. Eğer onlar, kendi kendilerine zulmettikten sonra sana gelip Allah’tan bağışlanma dileselerdi; Peygamber de onların bağışlanması için dua etseydi, Allah’ın tövbeleri kabul edici ve merhamet edici olduğunu tereddütsüz görürlerdi.” Nisa 64

Hadislerde şefaatin olduğunu söyleyenler “Ey kızım Fatıma!, Babam Peygamber diye güvenme Rabbine karşı kulluk vazifeni yap, Eğer Allah’tan nefsini satın alamazsan vallahi ben bile senin namına hiçbir şey yapamam…” hadisinin Kur’an’a ne kadar uygun ve konuyu kapatan bir hadis olduğunu görmezden gelirler. Bir sözün sonunda hadis yazmak veya belirli bir hadis derlemesinde geçmesi onu peygamberimizin sözü yapmaz. Her iddia Kur’an ile uyuşmak zorundadır.

“Allah sevgili peygamberini reddetmez”diyen müslümanların kafasındaki peygamber kul değil haşa Allah’ın habibidir. Haşa ve yine haşa. Kur’an’a göre peygamberimiz de Allah kuludur. Kur’an’da peygamberlerin reddedilen dualarına örnekler vardır.

“(Ey Muhammed!) Bu durumda Allah’tan başka İlâh olmadığını bil ve hem kendi günahların için, mü’min erkekler ve mü’min kadınlar için mağfiret dile. Ve Allah, sizin dönüşünüzü ve sizin yurdunuzu bilir.” Muhammed 19

“Allah seni affetsin. Doğru söyleyenler sana iyice belli olup yalancıları bilinceye kadar, onlara niçin izin verdin?” Tevbe 43

“Ey Muhammed! De ki: “Ben sadece sizin gibi bir insanım, ancak bana ilâhınızın bir tek ilâh olduğu vahyediliyor. Artık hep O’na yönelin ve O’ndan bağışlanma dileyin. Vay O’na ortak koşanların haline!” 41:6

Şirk, Allah’a ait bir vasfı insana yüklemektir. Hüküm koyucu Allah, insanlara hükmünü anlatsın diye gönderdiği elçilerinin de kul olduğunu söyledikten sonra bizler Hrisiyan ve Yahudiler gibi Allah’a ortaklar koşamayız. Tüm peygamberlerin amacı Allah’tan başka ilah olmadığını duyurmaktır.

“Biz peygambere tapmıyoruz” diyenleri Kur’an’a davet edelim. Yahudiler alimlerine, Hristiyanlar rahiplere tapmadıklarını söylerler. Ama Allah’ın gözünde tapmak; Allah’ın tek hüküm koyucu olduğu gerçeğini bozmaktır. Rahibler günah çıkarırlar, Yahudiler birlik olduklarında Allah ile pazarlık yapabileceklerini söylerler. İslam’a göre değil peygamberin kimin cennete gireceğine karar vermesini, bir kulun tek bir günahını affetmeleri yetkisi bile yoktur.

“Yahudiler bilginlerini; Hıristiyanlar da rahiplerini ve Meryem oğlu Mesîh’i rabler edindiler. Halbuki onlara sadece tek ilâha kulluk etmeleri emrolundu. O’ndan başka tanrı yoktur. O, bunların ortak koştukları şeylerden uzaktır.” Tevbe 41

“…(Cennettekiler birbirlerine) ‘Bakın’ diyecekler. ‘Eskiden çoluk-çocuğumuz arasında yaşadığımız sıralarda korku içindeydik. Ve bu durumdayken Allah bizi inayetlendirdi ve yakıcı fırtınaların azabından bizi korudu. Şüphesiz biz bundan önce (de yalnız) O’na yalvarırdık, (ve O şimdi bize gösterdi ki gerçekten de) yalnız O’dur gerçekten iyilik eden ve gerçek rahmet kaynağı.” Tur 26-28

Düşünsenize… İsa peygamber sadece Allah’a yönlendirmişti insanları. Ondan yüzyıllar sonra tanrının oğlu ilan edildi. Bugün ona ithaf edilen tüm vasıflar aynen peygamberimize de ithaf ediliyor. “Allah’ın oğlu” demek harici her ünvanı ona verdik. Kur’an’ın daha ilk ayeti övgünün sadece Allah’a mahsus olduğudur. Peygamber Allah’ı birlemek, onu tesbih etmek, ona hamd etmek ve ona kulluk etmek dışında bir din yaşamadı. İnsanlara buna peygambere ibadetleri de eklediler.

Dinin tek sahibi Allah’tır. Her peygamberden sonra o ümmet, kendi peygamberini daha üstün ve dinin markası haline getirmeye çalıştı. “Muhammed’in dini” söylemleri var. Oysa Yahudi ve Hristiyanlar “Musevilik” ve “İsevilik” isimlerini alacak kadar bozulmuş İslam’dır. Din her zaman Allah’ın dinidir. Kur’an’a göre tüm peygamberler bizim peygamberimiz olduğu gibi, hiçbiri arasında ayrım yapmak bize düşmez.

“Peygamber ve onunla birlikte olan müminler, Rabbi tarafından ona indirilene inandılar. Hepsi Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandılar. O’nun peygamberleri arasında hiçbir ayırım yapmıyoruz ve “İşittik ve itaat ettik. Bizi bağışla ey Rabbimiz, zira bütün yolculukların varış yeri sensin” derler.” Bakara 285

“Biz, Allah’a ve bize indirilene; İbrâhim, İsmail, İshak, Yakub ve onların torunlarına indirilene; Mûsâ ve İsâ’ya verilenlere, Rableri tarafından diğer peygamberlere verilenlere, onlardan hiçbirisinin arasında fark gözetmeksizin inandık ve biz sadece Allah’a teslim olduk” deyiniz.” Bakara 136

“De ki: “Biz Allah’a, bize indirilene, İbrâhim’e, İsmail’e, İshak’a, Yakûb’a ve onun neslinden gelenlere indirilene, Rabbleri tarafından Mûsâ’ya, İsâ’ya ve diğer bütün peygamberlere bahşedilenlere inanırız, onlar arasında hiçbir ayırım yapmayız. Kendimizi Allah’a teslim ederiz.” Ali İmran 84

“Allah’a ve peygamberlerine iman eden ve onlardan hiçbirini diğerlerinden ayırt etmeyenlere gelince; işte Allah bir gün onlara ödüllerini verecektir. Allah çok bağışlayıcıdır; merhamet edicidir.” Nisa 152

“Falanca kişinin 70 arşın çevresine şefaat hakkı olacakmış”, “Falanca tarikatının filanca kolundan olanları azap melekleri bırakacakmış”, “Şeyh eteğinde müridlerini sırat köprüsünden geçirecekmiş”, “Filanca alimin ismini bir kez duyan dahi cennete gidecekmiş”, “Falanca üstadın talebeleri iman ile kabre girecekmiş”, “Bana şefaat hakkı verilirse ilk şefaat edeceğim şudur” inançları, peygamberin getirdiği dinin ne halde olduğunu gösteriyor. Kur’an’ın düşman olduğu, hatta bunları kaldırmak için indirildiği düşünüldüğünde; müslümanların torpilci ve beleşçi mantığının Allah’ın emeği kutsayan dininden olmadığını anlamak çok kolay.

“Yoksa siz, sizden önce gelip geçenlerin başına gelenler sizin de başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokunmuş ve öyle sarsılmışlardı ki, nihayet Peygamber ve beraberindeki müminler “Allah’ın yardımı ne zaman?” dediler. Bilesiniz ki Allah’ın yardımı yakındır.” Bakara 214

“Yoksa Allah, içinizden cihad edenleri belli etmeden, sabredenleri ortaya çıkarmadan, cennete gireceğinizi mi sandınız?”  Ali İmran 142

“İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” Necm 39

İşte böyle bir dinde bugün “Yalnızca Lailaheillallah demek şirktir, sonunda mutlaka Muhammedun Resulullah da demek gerekir” diyen birilerini İslam’ı anlatıyor zanneden müslümanlar var. Tüm peygamberler Allah’tan başka ilah olmadığını anlatmak için gelen elçilerdi. Peygamberimiz de ömrü boyu bunun için çalıştı. Muhammed peygamberin “Resulullah” olması zaten “Lailaheillallah” kavramının içine aldığı sonsuz anlamdan sadece biri. Peki şöyle düşünelim, sadece Lailaheillallah dediğimizde (yani peygamberimizin isteğine uyduğumuzda) bizi kim cezalandıracak? Peygamber denirse bu apaçık şirktir. Allah denirse; Kur’ansız bir müslümanlık anlatıldığının apaçık kanıtı olur.

“Allah, tek olarak anıldığı zaman, ahirete inanmayanların içlerine sıkıntı basar. Ama Allah’tan başkası ile anıldığı zaman hemen yüzlerini sevinç kaplar.” Zümer 45

Allah’ı elçisine karşı yükümlülüğü olan, haşa zaafı olan bir tanrı zannedenler; İslam’ı hiç anlamamıştır. Allah hiçbir şeye mecbur kalmaz, hiçbir davranış Allah’ı yükümlü kılmaz. Elçiye itaatin emredildiği bir dinde yapmayın dediği her şey yüzyıllar içinde parça parça dine girmiştir, hatta onun dediği iddia edilerek girmiştir.

Camilerimizde Allah ve Muhammed lafızları yanyanadır. Tıpkı Hristiyanlık gibi. Peygambere de ibadet etmek zorunda gibi davranır müslümanlar. Allah’ın “sembol” olarak gösterdiği örnek mescid Kabe’dir. Kur’an’da kiliseler, havralar ve mescihler “Allah’ın isminin anıldığı yerler” olarak geçer. Peki ya peygamberin ismini yanyana duvara asmak nedir? “Beni Hristiyanların Meryem oğlu İsa’yı övdüğü gibi övmeyiniz” diyen Peygamberimiz Allah’ın dinine bunun yapıldığını görse üzüntüsünden hasta olurdu.

Müslümanların hocalardan, şeyhlerden, hiç görmedikleri “evliya”dan yardım isteme tavırları; devletin yaptığı sınava girerken sınav kağıdının her yerine kendisine ders anlatan hocanın ismini yazmaya benziyor. Ya da sınıfta sevdiği arkadaşı dersi geçti diye hocadan kendisini de geçirmesini talep etmeye benziyor. Kur’an’a göre herkes kendi kağıdından sorumludur.

Şimdi de camiilerin dışında Allah-Muhammed yazılmaya başladı. Hristiyanlara çok yanlış bir mesaj veriyor ve tevhid inancına yatkın olanların müslüman olmalarına engel oluyoruz. İslam’ı “son peygamber İsa mı Muhammed mi?” tartışmasında “Muhammed” demek zannediyorlar. Oysa İsa peygamber de Muhammed Resullulah da tevhidi getirdi.

Allah “insan” peygamber göndermesinin sebebinin “işaret eden parmağa değil işaret ettiği yere” bakmamız için olduğunu söyler. Eğer melek gönderseydi meleğe hürmet etmekten Allah’ın mesajına ve Allah’a odaklanamazdık. Allah, bizlerle aynı sorumlulukları olan, aç kalan, savaşan, hakaret edilen, hendek kazan ve hastalanıp ölen insan peygamberler gönderdi. Peygamber gibi yaşamamızı, onları örnek almamızı emretti. Bizler örnek almamak için olabildiğince övdük. İnsanüstü yapınca da övgüyü din zannettik.

“Göklerin ve yerin Rabbi(dir O), ve bunların arasında var olan her şeyin! Öyleyse, yalnızca O’na kulluk et ve O’na kullukta devamlı ve sebatlı ol! Hiç, ismi O’nunla birlikte anılmaya değer bir başkasını tanıyor musun?” Meryem 65

“Ve size: ‘Melekleri ve peygamberleri ilâhlar edinin’, diye de emretmez. Siz müslüman olduktan sonra hiç size kâfirliği emreder mi?“ Ali İmran 80

“Ben yalnızca kutlu kıldığı bu şehrin ve var olan her şeyin Rabbine kulluk etmekle emrolundum, yani O’na yürekten boyun eğen kimselerden olmakla emrolundum; bir de bu Kur’an’ı (insanlara) okuyup ulaştırmakla. Bundan sonra artık kim doğru yolu tutarsa o yolu kendi iyliği için tutmuş olacaktır, ve kim de yoldan saparsa de ki ‘(Sizi ben kurtaramam) ben yalnızca uyarıcıyım.” Neml 91-92

Müslümanlar olarak, Fatiha’ya dikkatimizi verelim. Her namazda, her rekatta okunan ve Kitabımızın hemen başında bulunan bu sure; baştan sonra bu konu üzerinedir ve Kur’an’ın geri kalanında da bu gerçekleri tek tek açıklamaktadır. Çoğu gerçeği ısrarla tekrarlamaktadır.

“Bütünüyle övgü, âlemlerin rabbi Allah’a aittir.” Fatiha 1

“O, rahmet ve merhametin kaynağıdır.” Fatiha 2

“Din gününün sahibidir.” Fatiha 3

“(Ey Rabbimiz!) Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz” Fatiha 4

“Bizi doğru yola, yani kendilerini nimetlendirdiklerinin yoluna ilet; gazaba uğramışların ve sapmışların yoluna değil!” Fatiha 5-6