Öfke Müslümanlığı

“Onlar bir kötülük yaptıkları zaman ‘Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti.’ derler. De ki: Allah kötülüğü emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?” Araf 28 Bu ülkede sokak röportajı yapılıyor. “Ailenizden biri ateist olduğunu açıklasa ne yaparsınız?”. Cevapların geneli şu şekilde; “Öldürürüm”. Allah’ın dininin bu hale gelişi üzerine değineceğim. Ancak dinin tüm […]

“Onlar bir kötülük yaptıkları zaman ‘Babalarımızı bu yolda bulduk. Allah da bize bunu emretti.’ derler. De ki: Allah kötülüğü emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?” Araf 28

Bu ülkede sokak röportajı yapılıyor. “Ailenizden biri ateist olduğunu açıklasa ne yaparsınız?”. Cevapların geneli şu şekilde; “Öldürürüm”. Allah’ın dininin bu hale gelişi üzerine değineceğim. Ancak dinin tüm yanlış anlaşılmaları içinde öncelikle şunu açıklığa kavuşturalım: Peygamberler ateizm ile mücadele için gönderilmemiştir. Allah’tan başkasına tapanlar, başka dine mensup olanlarla da mücadele etmemişlerdir. Peygamberin görevi; Allah’ın dininde Allah adına konuşanlara karşı Allah’ın dediklerini söylemek, dini Allah’a has kılmak, Allah’a yakınlaşma gibi bir sebeple bile olsa kutsallık atfedilmiş şeyleri dinden çıkarmak, önceki peygamberin mesajına ilave yapılmış şeyleri iptal etmek ve eksikleri tamamlamaktır. Kur’an’da adeta yerlerdeki ve göklerdeki deliller hatırlatıp akla vurgu yaptıktan sonra; bir insan doğduğundan itibaren bunları görüp de bir yaratıcının varlığına dahi inanmıyorsa zaten inanmayacaktır gibi bir mesaj ortaya çıkar. Onlar kendi haline bırakılır.

“…Siz onu (İslam’ı) istemediğiniz halde biz sizi ona zorlayacak mıyız (sanıyorsunuz)?” Hud 28

“Yüz çevirirlerse; de ki, ‘Allah bana yeter, O’ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O’na güvenip dayanırım. O yüce arşın sahibidir’.” Tevbe 129

“Dinde zorlama yoktur…” Bakara 256

Başkalarına inanç dayatma söz konusu bile değildir. Müslüman, tepki gösteren değil tepki gören taraftır.

 “O halde öğüt ver. Çünkü sen ancak öğüt vericisin. Onların üzerinde bir zorba değilsin…” Ğaşiye 21,22

“Onlara (inanmayanların baskısına) sabretmelerinden ötürü mükafatları iki defa verilecektir. Onlar (gerçek müslümanlar öyle kimselerdir) ki, kötülüğü iyilikle savarlar, kendilerine verdiğimiz rızasından Allah rızası için (iyilik uğrunda) harcarlar.” Kasas 54

“Ama sen onlar(ın yaptıkların)a dayan ve de ki; ‘Selam (olsun size)!’. Çünkü onlar zamanı geldiğinde anlayacaklar.” Zuhruf 89

Dinini özgürce yaşayabildiği ortamın düzenini, sırf başka inanca sahip diye bozup fitne çıkarmak gibi bir görevi yoktur.

“İnancınızla ilgili sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmaya çalışmayan kişilere adaletli ve nezaketli davranmanızı Allah yasaklamış değildir, çünkü Allah adil davrananları sever.” Mümtehine 8

Müslümanın konuşup tartışmaları kazanmak, lafı gediğine oturtmak, şahane cevaplar yapıştırmak gibi bir görevi de yoktur.

 “Onların söylediklerine sabret, kulumuz Davud’u, o kuvvet sahibi zatı hatırla. O, hep Allah’a yönelirdi.” Sad 17

“Bu nedenle, hakikati inkara şartlanmış olanlar bu uyarı ve öğüdü her duyduklarında gözleriyle eni öldürecek gibi olsalar ve ‘o kesinlikle delidir’ deseler bile (sabırlı ol).” Kalem 51

“O hâlde onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ederek tesbih et.” Kaf 39

İnsanların inanmadığı halde müslüman olmalarına en çok Kur’an karşı çıkar. Her ne kadar çeşitli halifeler baskı ve zulüm uygulamışlarsa da Allah’ın talebine uydukları için değil, kendi görüşlerini din haline getirdikleri için bunu yapmışlardır.

“…(birileri size gelip yardım istemek için) ‘inandık’ dediler. De ki ‘siz (henüz) iman etmediniz, (şimdilik) boyun eğdik (yardım istiyoruz) deyin. Henüz iman kalplerinize yerleşmedi (dolayısıyla iman ettik demenize gerek yoktur). (Ama) eğer Allah’a ve elçisine itaat ederseniz Allah işlerinizden hiç bir şey eksiltmez’.” Hucurat 14

Allah, Musa peygamberi Firavun’a gönderirken şunu emreder;

“Firavun’a gidin, çünkü o gerçekten de azdı.” Ta’ha 43

“Ona yumuşak söz söyleyin, belki o aklını başına alır da korkar.” Ta’ha 44

İbrahim peygamberin müşrik babasına karşı üslubu şu şekildedir;

Bir zaman o babasına dedi ki: Babacığım! Duymayan, görmeyen ve sana hiçbir fayda sağlamayan bir şeye niçin taparsın?” Meryem 42

Babacığım! Hakikaten sana gelmeyen bir ilim bana geldi. Öyle ise bana uy ki, seni düz yola çıkarayım.” Meryem 43

Babacığım! Şeytana kulluk etme! Çünkü şeytan, çok merhametli olan Allah’a asi oldu.” Meryem 44

Babacığım! Allah tarafından sana azap dokunup da şeytanın yakını olmandan korkuyorum.” Meryem 45

(Babası:) Ey İbrahim! dedi, sen benim tanrılarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer vazgeçmezsen, andolsun seni taşlarım! Uzun bir zaman benden uzak dur!” Meryem 46

İbrahim: Selam sana (esen kal) dedi, Rabbimden senin için mağfiret dileyeceğim. Çünkü O bana karşı çok lütufkardır.” Meryem 47

Eğer tüm müslümanlar müslüman gibi yaşasaydı, dünyadaki en hoşgörülü ülke onların ülkesi olurdu. Kimsenin inancına ve yaşayışına karışılmazdı.

“..O’ndan başka (bir şeye tapmakta özgürsünüz) dilediğinize tapın. Ama bilin ki kıyamet günü gerçekten hüsrana uğrayanlar hem kendilerini hem de ailelerini ziyana sokanlardır…” Zümer 15

“…İstediğiniz gibi yaşayın…” İbrahim 30

“Eğer (Allah’ın dininden) yüz çevirirlerse, bilesiniz ki biz seni onların üzerine bekçi göndermedik. Sana düşen sadece duyurmaktır…” Şura 48

Ama müslümanlar hurafelere uyanların peşinden giderek kendi dinlerini oluşturmuşlardır. Mesela dinden dönenin öldürülmesi gerektiği gibi rivayetleri Kur’an’la çelişse dahi peygamberimizin sözü kabul etmişlerdir. Üstelik, döndüğünü iddia ettikleri dini inanç Allah’ın dini değil kendi dinleridir. Böylelikle yüzyıllar boyu gerçek dini müslüman devletlerde yaşamak imkansız olmuştur. Mesela bu yazıyı eski İslam devletlerinde yazmak “mürted” ilan edilip öldürülme sebebiydi. Üstelik malınıza devlet el koyar, karınız daha siz ölmeden boş sayılırdı.

Kuran’ın bütününden tek mana çıkar. Oysa müslümanlar onlarca hoşgörü ayetine rağmen “onları bulduğunuz yerde öldürün” ayetinin diğer ayetlerin hükmünü iptal ettiğini iddia eden görüşü desteklemişlerdir. Allah kendisiyle çelişmez. Üstelik 1 ayet onlarca ayeti iptal ediyorken onlarca ayet nasıl o ayeti iptal edemiyordur? Aslında sorun Kur’an’ı anlamak istememekten kaynaklanır. Bahsi geçen ayetin tamamını okumak gerekir. Müslümanlar ile müşrikler arasında anlaşma olduğu halde, müslüman bir kafile bir gece baskınıyla öldürülmüştür. Haram aylardan sonra “kısas” gereği öldürülenlerin canının alınması Allah tarafından emredilir. “Onlar” denilen kişiler katillerdir.

“Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekatı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah yarlığayan, esirgeyendir.

Benzer bir diğer ayet de, müslümanlara inançları için savaş açanlarla ilgilidir;

“Size karşı savaş açanlara, siz de Allah yolunda savaş açın. Sakın aşırı gitmeyin, çünkü Allah aşırıları sevmez.” Bakara 190

“Onları (size karşı savaşanları) yakaladığınız yerde öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın. Fitne, adam öldürmekten daha kötüdür. Mescid-i Haram’da onlar sizinle savaşmadıkça, siz de onlarla savaşmayın. Eğer onlar size karşı savaş açarlarsa siz de onları öldürün. İşte kafirlerin cezası böyledir.” Bakara 191

Yani normal zamanlarda hoşgörü ayetleri devam etmektedir. Yukardaki örnek göstermektedir ki; müslümanlar da tıpkı hristiyan ve yahudiler gibi Allah’ın dinini bırakıp kendi görüşlerini din haline getirmektedir.

Bu da olmadık feci olaylara yol açmaktadır. Din adına işlenen cinayetler dünyanın her yerinde olduğu gibi ülkemizde de olmuştur.

Peki el kesme cezası gibi durumlar nedir? Toplumu ilgilendiren vahim olaylarda; mağdurun mağduriyetinin giderilmesi, toplum huzunun korunması, vicdanların rahatlatılması, suç işleyen kişinin günahlarının dünyada affedilmiş olması ve hayata yeniden kazandırılması, suçun tekrarının önlenmesi ve yeniden suç işlemeye karşı caydırıcı olması gibi sebeplerle cezalar verilir. Konu toplumdur.

Zorunlu sebeplerle yapılan hırsızlıkta suçlu toplumdur. Çünkü Allah’ın namazdan daha fazla emrettiği; zekat, yardım, infak, iyilik zorunluluklarına insanlar uymamıştır. Keyfi sebeplerle yapılan hırsızlığın cezası tekrarını önlemek ve günahlarını dünyada ödemesi için el kesmedir. Zina yapanlar toplum içinde küçük düşürülürler, sopa vurulur. Adam öldürmenin ve fitne çıkarmanın cezaları ise ölümdür. Kısasa kısastır.

Recm kesinlikle dinde yoktur. Peygamberimizin maymunların “fuhuş yapan maymun”u recm ettiklerini görüp recme katılması gibi iddialar komiktir. Toplum bunları o kadar çok anlatmıştır ki, hadis derleyicileri de kitaplarına almışlardır. Oysa Kur’an’a göre Allah hüküm koyduktan sonra o konu kapanmıştır. Zinanın cezası Kur’an’da varken birinin buna ilave yapması, din koymaktır. Yani şirktir.

Zina demişken, eşcinsellik İslam’da karşı çıkılan, felakete yol açan bir olaydır. Buna rağmen inanılmaz bir örnek Kur’an’da anlatılır. Lut peygamber kavmini uyarmıştır, karşılığında eziyet ve aşağılama görmüştür.

“Lut ki, ona, hüküm ve ilim verdik. Ve onu, amelleri habis (kötü) olan kavimden kurtardık. Şüphesiz onlar, kötü ve fasık bir kavimdi.” Enbiya 74

“Lut, kavmine dedi ki: “Alemlerde, sizden önce hiç kimsenin yapmadığı ‘fahşayı’ (hayasızlığı) mı yapıyorsunuz? Gerçekten siz, kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Doğrusu siz, ‘müsrif'(haddi aşan) bir kavimsiniz.”” Araf 84

Yahudilik, Hristiyanlık ve İslam’da eşcinsellik fıtrata aykırı bir sapıklıktır. Bugün dev kampanyalar, algı yönetimleri ile eşcinseller insanlardan hoşgörü bekliyorlar. Çok daha fazla insan içine çıkmaya ve gerçek düşüncelerini söylemeye başladılar. Tepki ve şiddet görme, öldürülme korkusu olmadan yaşamak istediklerini söylüyorlar. İlginç olan şu ki, her ne kadar sapıklık da olsa İslam bir insanı eşcinsel diye bir insana şiddet gösterme ve öldürme hakkı vermez. Aslında bu açıdan, öbür dünyada sonuçlarına katlanmak kaydıyla şiddet görme korkusu olmadan yaşamaları lazımdı. Lut peygamber, sapıklıkları sebebiyle halkının helak edileceğini, Allah tarafından gönderilecek bir felaketle sonlarının geleceğini biliyordu. Peki ne yaptı? Onları sadece uyardı. Defalarca ve ısrarla. Çok şiddetli tepkiler görse bile… Bugün bizlerin anlaması çok zor olan şudur ki; onların sonsuz azaba uğramalarındansa, sapıklıklarından vazgeçmeleri için kendi kızlarını önerdi. Bugün “peygamber ahlakı” diyerek üstümüzden görevi atsak da; Allah, bu örneği Kur’an-ı Kerim’e koymuştur.

(Lut) dedi ki: “Ey kavmim, bunlar benim kızlarım, sizler için daha temizdir. Allah’tan korkun ve beni misafirlerim önünde küçük düşürmeyin. Sizin içinizde reşit (doğru düşünen) bir adam yok mudur?”

Bu arada Lut kavminin helak olmaması için İbrahim peygamber de Allah’a dua etmiş ancak Allah şöyle cevap vermiştir;

“İbrahim’den korku gidip, ona müjde gelince; Lut Kavmi konusunda, Bizimle mücadele etti (tartıştı). Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, çok duygulu ve (Allah’a) yönelen biriydi. “Ey İbrahim, bundan vazgeç. Muhakkak, Rabb’inin emri ve geri çevrilmeyecek bir azap, onlara gelmiştir.” Hud 74

Tabi buradan peygamberlerin Allah’tan daha hoşgörülü oldukları sonucu çıkmaz. Sapıklık içindekileri uyarmak üzere o peygamberleri gönderen, onlara defalarca şans veren Allah’tır.

“Benim katımda söz değiştirilmez ve benim kullarıma zulmetme ihtimalim bulunmamaktadır.” Kaf 29

Tabi hormon bozukluğu nedeniyle göğüs büyümesi görülen bir çocuğu öldüresiye döven insanların olduğu bir ülkedeyiz. İnsanlar zulmü Allah adına yapıyorlar ve iyi bir şey yaptıklarını sanıyorlar. İslam, kimseye inancı yüzünden işkence etme, şiddete başvurma ve öldürme hakkı vermez. Toplumu etkileyen konularda ise “aşırıya gitmeme”, “haddi aşmama” şartları çerçevesinde sınırları çizmiştir. Allah’ın gözünde birini kötülükten vazgeçirmeye çalışmamak nasıl suçsa, bunu yapmak için aşırıya gitmek de aynen öyle suçtur.

“…(helak edildiler çünkü o toplumlar) söz dinlemezlerdi, sınırı aşarlardı, kötülüklerden birbirlerini vazgeçirmeye çalışmazlardı…” Maide 78-79

“…Dininizde haksız yere haddi aşmayın!…” Maide 77

“Ölçüyü aşanlar ki; yeryüzünde düzen ve uyum sağlayacaklarına bozgunculuk yaparlar.” Şuara 152

“…Aşırıya gitmeyin. Allah aşırıya gidenleri sevmez.” 2:190

İnsanları uyaralım, Allah’ın sözlerini aktaralım, kötülüklerden birbirimizi vazgeçirmeye çalışalım, tebliğ edelim. Ama şiddeti, tehdidi, vandalizmi, tekfiri hayatımızdan çıkaralım.

“…cahillik sebebiyle kötülük yapan, sonra da bunun ardından tövbe edip durumunu düzeltenleri (bağışlayacaktır). Çünkü onlar tevbe ettikten sonra elbet, O çok bağışlayan, pek esirgeyendir.” Nahl 119

“…Tehdimden korkanlara Kur’an’la öğüt ver.” Kaf 45

“Öyleyse, Rabbinin hükmüne sabırla katlan ve öfkeye kapılıp da sonra haykıran büyük balık sahibi gibi olma.” Kalem 48

“İman edenlere söyle; Allah’ın günlerinin geleceğini ummayanları (şimdilik) bağışlasınlar…” Casiye 14

“Güç kullanan”, “Sıkan, daraltan”, “Kahredici”, “Zarar veren”, “Öldüren, can alan” olan Allah’tır. Allah’tan rol çalma girişimleri, ona ait görevleri üstlerine alma; müslümanları dinden çıkarmaktaya devam etmektedir. Tıpkı geçmişte Hristiyanlık ve Yahudiliğin İslam’dan saptırıp ayrı birer din haline getirdiği gibi.

“…onların sorguya çekilmesi yalnız bize aittir.” Ğaşiye 26