Dua Müslümanlığı

Dini bir söylentiyi paylaşman bir manaya gelir, senin için Allah’tan başka din koyucuların da olduğu. Bu da Adem’den beri tüm insanların İslam’dan sapma yoludur. Hurafeler, iddialar, duyumlar Allah’ın dini üzerine ilave olur. Sonra birileri bunlara inandığı için bunların derlendiği kaynaklar türetilir. Bunlar da İslam’a ilave edilir. Mekkeli müşrikler de Allah’a inanıyordu. Ve her duyumlarını din […]

Dini bir söylentiyi paylaşman bir manaya gelir, senin için Allah’tan başka din koyucuların da olduğu. Bu da Adem’den beri tüm insanların İslam’dan sapma yoludur. Hurafeler, iddialar, duyumlar Allah’ın dini üzerine ilave olur. Sonra birileri bunlara inandığı için bunların derlendiği kaynaklar türetilir. Bunlar da İslam’a ilave edilir. Mekkeli müşrikler de Allah’a inanıyordu. Ve her duyumlarını din olarak yaşıyorlardı. Bunları da Allah rızası için yapıyorlardı. Onlara “şu duayı oku” dendiğinde okurlardı. Ama Allah rızası için yapmak bir şeyi din yapmaz.

Sorun Allah’ın açık kapı bırakmadığı dine hurafe kaynakları açmanızdır. Bir kez bir olmadık bilgi girişine izin verdiğiniz anda Allah’a ortaklar koşmuş olursunuz. Ve imtihanınızda çelişkinizi gözler önüne serersiniz. Demek ki siz İngiltere’de doğsanız kiliseye gidecektiniz. Namazınız, orucunuz aileniz ve toplum söylediği için yaptığınız ibadetler. İslam’a girmeden, gerçek dini ayırt etmeden, emirleri Allah’tan almadan din yaşamaya başladınız. Farkında olmadan doğruyu yapmak diye bir şey yoktur.

Kur’an insanları dayanıksız bilgiye karşı uyarıyor. Dayanıksız bilginin köküne inildiğinde zaten Kur’an’ın temel kaynak oluşuna kadar varan bir yol çıkıyor. Bir şeyi bir insan veya bir kitap dediği için din olarak yaşamak, Allah’tan başkasından da çok rahat biçimde emir alabilmektedir. “Yanılırsanız hata yapmış olmazsınız, Allah kalplerinizden geçeni bilendir” yazan bir kitap olan Kur’an’a inandığını söyleyen insanlar samimi olarak Allah’a dayandığı sürece hata yapsa bile doğru kabul edileceğini ancak dini başkasından aldığı sürece doğru bile yapsa şirke düşeceğini farketmiyorlar.

Çağlar boyu oluşan bilgi kirliliği internette birkaç yılda oluştu. Eskiden bir şeyin din zannedilmesi yüzlerce yıl sürüyormuş, şimdi birkaç saat sürüyor. Zamanla insanlar neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlarlar diye bekledikse de asla düzelmeyecek bir döngü içinde işlerin yürüdüğünü anladık. Zira insanlar sadece torpil, kısa yoldan kurtuluş, tüm günahları affettiren tek bir dua, yüz şehit sevabı veren davranışlar, üfürükler, hurafeler, muskalar istiyorlar. Putlarını kendileri yapıyorlar.

“İnsan hayır istemekten usanmaz. Fakat kendisine bir kötülük dokunursa hemen ümitsizliğe düşer, üzülüverir.” Fussilet 49

İnternette bir ateist “müslüman”ların da olduğu bir grupta şöyle bir şey yazıyor; “Hani sen ayet yazamazsın diyordunuz, alın yazdım.” Ve bir ayet yazıyor. Bizim müslümanlar diyorlar ki; olmamış, yazamamışsın, hiç etkilenmedik. Ve ateist cevaplıyor; bu paylaştığım Mülk suresinin ayeti idi.

Müslümanların kendi dininden haberdar olmaması büyük eğlence konusu. İster inanın ister inanmayın, Türkiye’de en çok takipçisi olan ve milyonlarca kişi tarafından takip edilen “Allah’ı seven 999.999 kişi arıyoruz”, “Kuran-ı Kerim”, “Muhammed’e aşık oldum” gibi sayfaların yöneticileri atesit. Dine soğuk herkesi ateist zannettiğim için söylemiyorum bunu; gerçekten bilgim olduğu için, bunların konuşulduğu gruplarda bulunduğum için söylüyorum.

Facebook’un ilk günlerinde böyle gruplar kuran birilerine rastlamıştım. Sonradan sayfa oldular. O günlerde o sayfaya yorum yapanlara, kandırılanlara mesaj atıyor ve “bu sayfada paylaşılanlara inanmayın, sayfa yöneticisi müslüman bile değil” diyorduk. İğne ile kuyu kazıyoruk.

Bu sayfalardaki yıllardır süren paylaşımlardan sayfanın İslam’la alakası olmadığının anlaşılamaması, başlı başına vahim bir olay. Bu sayfaları beğenen arkadaş sayılarımız hepimizin artıyor.

Böyle gruplar ve sayfalar kasıtlı olarak çelişkili şeyler paylaşıp iki görüşü de İslam’a mal ediyor ve müslümanları tuzağa düşürüyor. Dinimizde olmayan ritüellerle insanları besliyor. Saçma sapan görseller ve İslam’ın tam tersi fikirlerle duygu yoğunluğu yaşatıp yorumlardaki tartışmaları gülerek izliyorlar. Allah’ın kendisi dışında herkese yasak ettiği “din koyma” yetkisini üzerlerine alıp  “şu kadar kere şu duayı okursanız şu olur” gibi şeyler yazıp internette viral etkiler oluşturuyorlar. Özel gün ve gecelerde hurafeler ve uydurma rivayetler paylaşıp çok eğleniyorlar. Ve; Allah’ın ayetlerinin tam tersini yazıp paylaşıyorlar, müslümanlara amin dedirttiriyorlar.

Evet, Allah şöyle diyor;

“Andolsun, biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele.” Bakara 155

Ve sayfa yöneticileri bunu tersine çevirip “Bizi korku, açlık, yoksullukla imtihan etme Allah’ım” yazıyorlar. Ve üzücü tablo; onbinlerce paylaşım… Bu; sadece bir örnek.

Kur’an diyor ki;

“Allah’a dininizi siz mi öğreteceksiniz?” Hucurat 16

Dine soğuk bir toplum değiliz aslında ama din zannedilen şeyler çok vahim. İmanı kalp ile teslimiyet zannediyorlar ve korkuyorlar. İman ağızdan çıkan sözle kaybolur diye düşünüyor, ama kafasındaki düşünceleri dilediğince özgür bırakıyor. Onun için ne düşündüğünden veya düşünmediğinden daha çok ne söylediği önemli. Yani bu mantıkla bir ateist, diliyle bir kez Kelime-i Şehadet getirse ve ömür boyu hiç konuşmasa cennete gider gibi bir inanç var. Oysa Allah’ın önemsediği iman; akılla ilgilidir. Hep akılla Allah’a varabileceğimiz “ayetler” bize gösterilir.

Dua konusu böyle bir konu. Dinin en önemli konularından birisi.

“Duanız olmasa Rabbim size niye değer versin” Furkan 77

Hal böyle olunca sınırsız dilek hakkımız var zannededuralım. Hani Allah’ın kudreti sonsuz ya, dilediğini yapar mantığı gelişmiş. Allah’ın her şeyi ilkeye, yasaya bağladığını, bu ilkelerin dışına kendisinin de çıkmadığını Kur’an’dan öğreniriz. İnsan eline güç geçince nasıl kullanırsa (haşa) Allah’ın da gücünü aynı şekilde kullanacağını düşünüyor. Allah’ın hangi çizgileri çizdiğine bakmadan, bize neler yapacağımızı söylediğini düşünmeden sınırsız güçten kendine pay düşürmeye çalışıyor.

“Allah nasip ettirmeyeceği şeyi hayal ettirmez.”. İnternetin en tehlikeli uydurmalarından biri. Haşa, Allah’a görev yüklüyor. Bu inanışa sahip biri hiç mi düşünmez yoksa istediği şeyi çok mu çaresizce istiyor anlayamıyorum. Allah bizim ne dileyeceğimize karışmaz zira kendi aklımızı kontrol etmemiz imtihanımızın bir parçasıdır. Bakın Allah bu konuda açık açık ne cevap veriyor;

“Yoksa size ait bir kitap var da, (bu batıl inanışları) onda mı okuyorsunuz?” Kalem 37

“Onda, beğendiğiniz her şey sizin için mutlaka vardır (diye mi yazılı)?” Kalem 38

“Birini Allah’tan isteyin, kalpler O’nun elindedir.”. Haşa, Allah’ı kendi duygusal bunalımlarının çözümü olarak kullanacak kadar düşmek. Allah Kur’an’daki o kadar önemli gündemleri bovşermeni hoş görüp bir de dünyalık bir isteğe Allah’tan, dininden ve diğer her şeyden önem vermene yardım edecek sanıyorsa insan çok yanılıyordur. Allah sapmayı dileyeni saptıracağını söylüyor, imtihana müdahale etmiyor. Üstelik; sen birini istiyorsun, Allah onun aklını sana çeviriyor diyelim, o kişinin suçu ne? Ne kabahat işledi de hayatını sürdürecekken kafası bulandırıldı ve sana kaydırıldı? Herkesi kendin gibi fikri boş, amacı yok, imtihanı uçuruma gider halde mi sanıyor insanlar? Allah, bu ulvi sanılan “aşk” duygularının yolunu pek çok ayetle kapatmıştır. Bunlara müslümanlar uyuyor olsa ne kendilerini komik duruma düşürürler, ne de böyle acı çekerler.

“Mümin erkeklere söyle: Bakışlarını yere indirsinler…” Nur 30

“Mal mülk, çoluk çocuk… Bütün bunlar dünya hayatının süsleridir. Ama baki kalacak yararlı işler ise Rabbinin katında, hem mükâfat yönünden, hem de ümit bağlamak bakımından daha hayırlıdır.” Kehf 46

Sizce tüm dünya bakışlarını yere indirse aşık olma diye bir şey kalır mıydı? Ama bu fıtratta var diyorsanız; sarhoş olmak da fıtratta vardır; ama içki içince. Peki ya herkes öbür dünyada alacaklarını bu dünyadan daha çok hayal etseydi? Ve herkes herkesi eş olarak kabul edebilecek hoşgörüye sahip olsaydı (ümit ettiği şeyleri öbür dünyaya bıraksaydı) bu dünya çok daha güzel olmaz mıydı?

Diyor ki, mal mülk araba vs. istiyorum. İste kardeşim, iste… Ama dinin ana gündemini kaçırdığını bil. Allah zenginlik isteyene dünyada istediğini vereceğini ama ahirette hiçbir nasibi olmayacağını söylüyor. Ve Alalh inanılmaz bir şey daha söylüyor; eğer herkesin Allah’ın dininden kaçması riski olmasa dünyada müslümanlara hiçbir zenginlik verilmeyeceği. Tüm zenginliğin Allah’a ortak koşan, Allah’ı inkar eden kişilere verileceği…

“Kim ahiret kazancını elde etmek isterse, onun bu alandaki şevkini artırırız; kim de bu dünya kazancını elde etmek isterse, ona da onu veririz, ama onun ahirette bir payı olmaz.” Şura 20

“Ve eğer tüm insanlar (küfür ve nankörlükte ittifak etmiş) tek tip bir toplum halini almayacak olsaydı, Rahman’ı inkar eden şu kimselerin konaklarını gümüşten damlarla ve zerinde gösteriş yapacakları seyir teraslarıyla donatırdık. Dahası evlerini (gümüş) kapılarla, üzerinde yayıla yayıla oturacakları koltuklarla (donatır) ve altına (boğardık). Ne ki bütün bunlar şu dünya hayatının geçici zevklerinden biri değildir. Rabbinin katında olan ahiret ise; sorumluluğu kuşananlar içindir.” Zuhruf 33-35

“Kim dünya hayatını ve zinetini istemekte ise, işlerinin karşılığı onlara tam olarak veririz ve hiçbir zarara uğramazlar. İşte onlar, ahirette kendileri için ateşten başka hiçbir şeyleri olmayan kimselerdir; yaptıkları da boşa gitmiştir; yapmakta oldukları şeyler (zaten) bâtıldır.” Hud 15-16

“Çabucak geçen dünyayı isteyenlerden dilediğimize dilediğimiz kadarını dünyada hemen verir, sonra da onu kınanmış ve kovullmuş olarak gideceği cehenneme sokarız.” İsra 18

“Şu halde kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz kimse -ki ona mutlaka kavuşacaktır-, dünya hayatının geçici menfaat ve zevkini yaşattığımız, sonra kıyamet gününde huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir?” Kasas 61

Hayırlısını istemek de çok zordur. İnsan kendi bakış açısından iyi olacağını sandığı şeyi ister durur. Oysa;

“İnsan hayra dua ettiği kadar şerre de dua eder; insan pek acelecidir.” İsra 11

“…Sizin hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır olabilir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” Bakara 216

Sen dünya zenginliği istiyor duruyorsun, duan kabul olacak ama karşılığında ne kaybedeceğini müslüman iyi düşünmeli…

Ömrü dine savaşla, müslümanları aşağılamakla geçmiş kişi ölüyor. Sırf onun da üyesi olduğu bir kulübe sempatisinden ötürü “Allah rahmet eylesin” diyenler çıkıyor. Ya da falanca alim öbür dünyada kendisinin sohbetini bir kez dinleyenlere dua edip cehennemden kurtaracakmış. Ne kadar da yanlış inanışlar… Herkesin hesabına sadece Allah karar verecektir. Allah peygamberini dahi bu konuda uyarır.

“Onlardan ölen kimsenin namazını sakın kılma, mezarı başında da durma! Çünkü onlar Allah’ı ve peygamberini inkar ettiler, fasık olarak öldüler.” Tevbe 84

“(Kafir ölen oğlunun affını dileyen Nuh Peygambere;) Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Ben sana cahillerden olmamanı öneririm.” Hud 46

“(Ey Muhammed) Hakkında azap hükmü gerçekleşmiş kimseyi ve ateşte olanı sen mi kurtaracaksın!” Zümer 19

Demek ki, dilediğimiz konuda dua etmekte özgür değiliz. Peygamberler dahi özgür değildi.

Mesela bir hikaye anlatılır. Allah peygamberimize sormuş ve demiş ki, şu inkarcı kasabayı etrafındaki iki dağı birleştirerek helak etmemi ister misin, peygamberimiz ise hayır demiş. İşte bunlar hep Hristiyanlıktan dinimize geçme anlayışlar. Hristiyanlar Tanrı’yı kızgın bir baba olarak görürler, o cezalandırmak istemektedir, Hz.İsa’yı da insanları onun elinden kurtaran kurtarıcı olarak görürler, o da şefkatlidir. Oysa Allah; merhametin tek kaynağıdır. İnsanlarda merhamet varsa bu Allah’tan kaynaklıdır. Peygamberimiz alemlere rahmet olarak gönderilmiştir. Onca ismi arasından Allah, kitabına başlangıç olarak esirgeyen ve bağışlayan olduğunu söyleyerek giriş yapar. Yukardaki hikayeyi bir düşünün, bir de şu ayete bir bakın;

“Öyle ise onlar hakkında acele etme. Biz onlar için (günlerini) teker teker sayıyoruz.” Meryem 84

“Artık sen peygamberlerden kararlılık sahiplerinin sabrettikleri gibi sabret ve onlar için acele etme…” Ahkaf 35

“Allah’ın emri gelmiştir. Artık onu istemekte acele etmeyin. Allah, onların koştukları ortaklardan uzak ve yücedir.” Nahl 1

Ve daha onlarca ayet var. Gördüğünüz gibi asıl Allah, peygamberimize sabırlı ve sakin olmasını söylüyor. Allah mühlet tanıyor. Kur’an’ın da dediği gibi; Allah’ın rahmeti gazabına üstün geliyor.

Bu arada sadece sıkıntı anında yapılan duanın kabul olmayacağını ya da değersiz olduğunu düşünmek için onlarca ayet var;

“İnsana bir sıkıntı geldiği zaman yan yatarak, oturarak veya ayakta iken bize dua eder; fakat biz ondan sıkıntısını kaldırınca, sanki kendisine dokunan bir sıkıntıdan ötürü bize dua etmemiş gibi geçip gider…” Yunus 12

“İnsanların başına bir sıkıntı gelince Rablerine yönelerek O’na yalvarırlar. Sonra Allah katından onlara bir rahmet tattırınca bakarsınız ki onlardan bir grup yine Rablerine ortak koşuyorlar.” Rum 33

Bu arada bir kandil gecesi bir şey izledim, şok oldum. Kur’an’da gerçek müslümanın özelliklerinden biri olarak “dünyada iken Allah’a kavuşmayı istemek” geçer. Dünya, gerçek müslümanı sıkar, ölünce ferahlar. Ama televizyondaki “hoca” cemattine “Bu gece bütün sene ölecekler belli oluyor, bu sene ölmemek için şu duayı okuyun” diyordu. Allah’a kavuşma istemeyi bırakalım, ölmekten kaçabileceğini sanan müslümanlar var.

“Kime uzun ömür verirsek biz onun gelişmesini tersine çeviririz. Hiç düşünmüyorlar mı?” Yasin 68

Bir de Allah’tan başkasını aracı yaparak dua etmek var ki Kur’an’a göre dinden çıkmak demektir. Mekkeli müşrikleri “puta tapıyorlar” olarak bildiğimiz için, onların da aslında Allah’a inandığını, Allah’ın kıymet verdiği veya verdiğini düşündüğü kişilerin heykellerini, kabirlerini, sembollerini Allah’tan bir şey istemeye aracı haline getirdiklerini bilmiyoruz. Tüm peygamberler aracıları kaldırmak için gönderilmiştir.

“…O’nun dışında el açıp dua ettiklerin onların isteklerini hiçbir şekilde karşılayamazlar…” Rad 14

“…Allah’ı bırakıp da yalvardığınız şeyler hakkında gerçek manada hiç düşündünüz mü? Gösterin bana, bu yalvardıklarınız yeryüzünün hangi parçasını yaratmışlar? Yoksa gökleri mi yaratmışlar? Eğer hala haklı olduğunuzu iddia ediyorsanız (bu aracılara tabi olmak gerektiğini söyleyen) bana herhangi bir ilahi kelam ya da ufacık olsun bir bilgi kırıntısı getirin.” Ahkaf 4

“Dikkat et, hâlis din yalnız Allah’ındır. O’nu bırakıp kendilerine bir takım dostlar edinenler: Onlara, bizi sadece Allah’a yaklaştırsınlar diye kulluk ediyoruz, derler. Doğrusu Allah, ayrılığa düştükleri şeylerde aralarında hüküm verecektir. Şüphesiz Allah, yalancı ve inkârcı kimseyi doğru yola iletmez.” Zümer 3

“İşte, insanın başına bir bela geldi mi Rabbine yönelerek O’na yalvarır; fakat O’nun rahmetiyle bir nimete kavuşunca da önceden yalvarıp yakardığını unutarak başka güçleri Allah’a rakip çıkarır; ve böylece O’nun yolundan saptırır. [Bu şekilde günah işleyenlere] de ki: “Bu inkarınızla kısa bir müddet keyif sürün bakalım; [ama sonunda] ateşi hak edenlerden olacaksınız!” Zümer 8

Ama dua edebildiğimiz alanlar yine de çok geniş. Allah ne yapmamız gerektiğiniz de nasıl dua etmemiz gerektiğini de söylüyor. Allah’ın dediğini tam yaptıktan sonra dua etmenin tadı hiçbir şeyde yok.

Dua, Kur’an’la birebir örtüşen güzel bir görüşe göre yapılabilecek her şeyi yaptığını söylemek için Allah’a ellerini göstermektir, aslında dua “ben elimden geleni yaptım, yapamayacağım kısmı senin dileğine bırakıyorum Allah’ım” demektir. Duanın adabını elbet Kur’an’dan öğrenmek gerekir.

Oysa insanımız, bu kadar güzel bir dua duygusundan habersizce; sürekli başkalarının dualarına amin deyip cevap gelmeyecek bir dilekçe yazmış da hayal kırıklığına uğramayı bekler gibiler…

“…kemiklerim zayıfladı ve saçım ağardı. Ve ben, Rabbim, sana (ettiğim) dua sayesinde hiç bedbaht olmadım.” Meryem 4